bucatini. bu çok yönlü bir makarna hikayesi.
adı havalı kendisi mütevazı.
evet, adının bugatti’yi andırması onu olduğu halden çok daha fiyakalı hissettiriyor ancak bahsettiğim makarna fırın makarnadaki makarnanın bizzat ta kendisi…
şimdi makarnayla ilgili şu detayı bilirseniz, 3 vakte kadar bir makarna dahisi olabilirsiniz.
makarnanın en önemli beklentisi içinde pişeceği sosunu çekmesi. bunu sağlayan durumsa makarnanın üzerindeki ya delikleri, ya olukları ya da boşlukları.
bu nedenle penne gibi delikli makarnalar sosu boşluklarının içine hapseder, fusilligiller spirallerinin arasına alır, conchiglie dediğimiz midye şeklindekilerse baya baya hem sosu hem sosun içindeki daha büyük malzemeleri kapsayacı görevi görür.
böylece şurada vinegret için de anlattığım gibi makarna sosu makarnadan akıp gitmez, üzerine yapışır.
tabii makarna soslamayla ilgili birçok detay var ama o başka günün adabıyla konusu.
bucatiniye dönersem, onu her market rafında bulabilirsiniz, ancak iyice incelerseniz. çünkü bu tür genelde orta raflarda durmaz, fazla tüketilmediği için altlarda üstlerde üç beş kutu bırakılır. şanslıysanız birkaç tane kapın.
bu tür makarnayı sevmemin nedeniyse spaghetti familyasından gibi ince uzun dursa da içinin boş olduğu için içinde çok daha fazla sos tutuyor. ısırdığınızda ağzınızda minik sos patlamaları yaşıyorsunuz. bucatini özellikle cacio e pepeyle, carbonarayla ya da amatriciana reçeteleriyle çok iyi gidiyor. bir de doğru sürede pişirdiğinizde hem elastik hem de diri olabiliyor.
bucatininin bir de bonusu var, fırın makarnalar için de biçilmiş kaftan. kalın yapısı sayesinde uzun süreli pişirmelere dayanabiliyor ve fazla fazla pişmediği sürece ne kadar sos emerse emsin kendi şeklini koruyabiliyor.
Bana güvenin ve bir dahaki sefere domates, pesto ya da kremalı bir sosla bucatiniye şans verin.