(ÇAM SUT) benim canım koreyan barbeküm
ben zaten kendin pişir-kendin ye’cilerin de hakkının çok yendiğini düşünüyorum.
çocukların eline hazır yapılmış oyuncaklar değil de kendi uğraşıp yağacağı oyuncaklar verin derler.
insanevladı için de aynı şey geçerli.
yani bir şeye emek edince elindeki daha değeri oluyor.
o halde şu sonuca varabiliriz; restoranda da olsan, kendi yemeğini kendin pişirince daha lezzetli olması muhtemel.
koreliler bu zinciri çözmüş, tabii onlar oryantal kültürler gibi değil ki ağzına ağzına tokatlanmış altın kaplı et parçaları verilince mutlu olsunlar; restoranda kendi etlerini kendi pişiriyorlar…
ben etilerde yaşarken bu -o zamanlar çok bilinmeyen- kore restoranını bulduğumda aile salonuna geldim sanmıştım. içeride sadece asyalılar vardı. anladım ki doğru yerdeydim.
gel zaman git zaman sürekli gide gele çam sut benim yıllardır bayılarak gittiğim kore barbekü restoranı oldu. şekil şemal aramalık bir yer değil, hatta bazılarına köhne bile gelebilir ancak istikrarlı bir işletme. mekanda dediğim gibi hiçbir estetik kaygı yok, dümdüz sokak arası kore barbekücüsü. içeride 15 masa kadar var, bu özel masaların ortasında kömürle yaktıkları ızgaralar var. (her gittiğimde eve kaça yaptırırız bu masaları diye düşünüyorum). menüde kendin pişir kendin ye misali protein seçenekleri ya da orijinal kore yemekleri var. ancak ilk denemelerinizde ya kore barbeküsü öneririm ya da hot pot.
neden?
korenin kültürü bu.
masada ne yeniyorsa masada pişiyor, masadakilerle paylaşılıyor, ve barbeküde yapılan dedikodular barbeküde kalıyor. şaka şaka bunu ben uydurdum. neyse mangal deyince korkmayın, tanıdık etler var, karışık tabak seçebiliyorsunuz, kırmızı et ya da isteğe göre domuz eti de ekletebiliyorsunuz. ya da sadece istediğiniz et kesim türünden tekli söyleyebiliyorsunuz. yanında banchan dedikleri 5-6 çeşit sebze “meze”yle geliyor, kimchiler, tatlı patatesler, salatalıklar falan.
benim önerim karışık et tabağı + sade pirinç + kimchi krep, her zaman. hele ki kimchi jeon’u yemeyen çok şey kaçırır. yanında genellikle soju dedikleri pirinç içkisinden ve bira içiliyor. ha ceylin raconu tam bileyim derseniz, bir shot sojuyu bir bardak biraya katıyorsun, daha sonra kaşıkla ya da kaşığın ters ucuyla bardağın altına bir kere hızlıca vuruyorsunuz. bira köpükleniyor. kendine güvenen kafaya dikiyor. böyle böyle derken ortadaki etler de pişmeye başlıyor.
masada başka bir aparat gözünüze takılabilir: makas.
makasla yarı pişirdiğiniz etleri kesip, küçük parçaları ızgarada kişiye özel pişme dereceleri bırakıyorsunuz, isteyen daha çok pişmiş yiyor.
kore barbeküsünün son unutulmaz raconuysa etleri marulun içinde, biraz kimchi ekleyerek TEK seferde gümletmek. dürüm anlayışları bu.
eğer kalabalık bir grup gidiyorsanız yanında mutlaka hot pot ya da tteokbokki de söyleyin. bunlar biraz acıdır, aman dikkat.
servis çok şekerdir, senelerdir orada çalışan insanlar, gönlünüz ferah olsun.
fiyatlarsa bir italyanda ya da kebapçıda ne kadar ödüyorsanız o civarda.
bu saydıklarımı yedikten sonra bana yazın, müptelası olduğum kadar var mıymış, allah aşkına siz söyleyin.