(KADIKÖY EKOLOJİK PAZAR) özgürlük parkında organik
ağzınıza ne attığınızı dikkatli seçin.
etiler’de yaşarken bomonti’deki feriköy organik pazarına gidiyordum.
caddebostan’a taşınınca bu hayatımda büyük bir eksiklik oldu çünkü organik ya da mevsiminde ürünleri online almak aynı keyfi ve güveni vermiyordu.
bu ekolojik pazara da çok geç gittim, gittiğimdeyse bu kadar uzun süre beklettiğime üzüldüm.
birkaç kişi de bana pahalı mahalı demişti.
ancak size şunu söyleyeyim, yiyeceğiniz kadarını alırsanız hiçbir şey pahalı değil.
bizim üst jenerasyonlar alışmışlar pazardan haftalık (!) kilo kilo mal almaya, sonra neden türkiye dahil dünyada gıdaların 3’te 1’i çöpe gidiyor diye düşünmeye.
alın bir de buradan yakın; 2-3 kişilik bir ailede her gün prensesler kahvaltısı kurmanız gerek yok, bazı günler sebze yersiniz, bazılarında küçük bir omlet, bazı günler yoğurtlu sütlü bir şeyler tüketirsiniz tamamdır.
tabi türklerin sofra kültürü - göz doyumu aaaaapayrı bir konu, ona da geleceğim.
neyse pazardan geldim azara girdim ancak tüketim alışkanlıklarımızı geliştirmemiz şart.
birincisi haliyle ekonomik sebeplerden, ikincisi vicdani sebeplerden.
ben yıllardır yeme-içme işini yapan biri olarak daha ucuza alıyorum diye sevindiğiniz o kıytırık zincir süpermarketten aldığınız sebze-meyvenin, sütün, peynirin içinde artık koruyucu maddeler var. yani sağlığınızı bozan maddeler.
heykel gibi duran o elmayı alıp meyve bıçağıyla kabuğunu kazıyın bakalım balmumu gibi bir heykeliniz oluyor mu olmuyor mu görün.
o mumlar sizin bağırsağınıza, kanınıza, beyninize, ruhunuza karışıyor bunu anlayın.
daha uygun olsun diye aldığınız en ucuz donuk patates kızartması bedeniniz için UYGUN değil ya, değil.
ertesi gün bağırsak hareketlerinizi takip edin, anlarsınız.
hatta gidin bir bağırsak floranıza baktırın daha iyi anlarsınız.
ve tabii bağırsak flora bozukluğunun nelere yol açtığına da bir bakın.
neyse sadede gelecek olursam, ekolojik pazar bu saydıklarım için uygun.
“orgonok mo onloron hopso” diye ürünlerin organikliğinden şüphe edenler var.
ben her yetişen üzümün, her yetiştiren bağcının yanında değildim, bilemem. ancak analizlerinin devamlı yapıldığını, denetimli üretim yapıldığını okuyorum, soruyorum, görüyorum. siz de sorun. buğday derneği’yle birlikte çalışıyorlar, onlara sorun, araştırın.
sadece pazarcıya değil, kasabınıza, yumurta aldığınız markanın sosyal medyasına, balıkçınıza ürünle ilgili bilgiler danışın ki yani, onlar da sizin bilinçli olduğunuzu bilerek daha da hizaya gelsinler.
genel sağlık yaratmak için yiyecekler hakkında şunu derler; “whole foods yiyin”, yani topraktan olduğu gibi gelen, mevsiminde satışa sunulan (balık v.b için de geçerli), işlenmemiş, rafine edilmemiş, paketlenmemiş gıdalar yiyin.
bunları da olabildiğinde organik ve adil tarımla üretilmiş olanına ulaşın.
çünkü Prof. Dr. Hüseyin Nazlıkul hocamın dediği gibi; arabanıza ne kadar kaliteli benzin koyarsanız, o kadar uzun ömürlü olur.